• 05057572733
  • info@icelpsikoloji.com
  • Fatih mah. Gmk bulvarı kurtuluş life no627 kat6 no33 Mezitli/MERSİN

EBEVEYNİMİZLE İLİŞKİMİZ VE BUGÜNKÜ İLİŞKİLERİMİZ

Psikologlar, psikiyatristler her sorunda neden dönüp dolaşıp çocukluğumuza inmek isterler? Sağlıksız ilişki ve davranışlarımızı değiştirmek amacıyla gittiğimiz terapinin, çocukluktaki o masum hallerimizle nasıl bir bağlantısı olabilir? Geçmiş gitmiş değil mi o günler, neden hala bu kadar önemsenirler?
Çünkü geçmiş, aslında hiç de geçmemiştir… Hafızamız, beynimiz, vücudumuz kayıt tutar! Yaşanan her iz bırakıcı olay özenle dosyalanır ve bekler, o olaya benzer durumlarda tekrar açılır bakılır. “Eskiden ne olmuştu, ne yapmıştım, şimdi de ona göre davranmalıyım, böyle yaparsam kendimi koruyabilirim” şeklinde bir yol izleriz. Bilinçaltımız yapar bunu, bilinçli olarak yapmayız.
Özellikle anne-babamızla kurduğumuz ilişki, en önemsenen kısımdır. Bilinçaltımız, hayatımız ve terapi seansları bu sebeple onlara odaklanır. Hayatın anlamı, duygu ve düşüncelerimiz hep çocukluktaki olaylara ve bilhassa ebeveynimizle ilişkimize dayanır.


BAĞLANMA KURAMI

Psikolojide; kişinin birinden yakınlık görme isteği ve bu kişiyle birlikteyken kendini güvende hissetmesi durumuna “bağlanma kuram/teorisi” adı verilir. Bu kuramı ilk oluşturan John Bowlby ve yakın arkadaşlarıdır.  Yetişkinlikte eşimizle, anne-babamızla ve diğer insanlarla, hatta Tanrı ile olan ilişkimizin kökleri, bebek ve çocuklukta anne-babamızla olan ilişkimize dayanır.  Eğer karşılıklı olarak sağlıklı bir bağlanma oluşmuşsa ebeveyn ve çocuk, iki taraf da bu ilişkiden duygusal olarak beslenir.
 
  1. Ebeveynimizle güven dolu ve sıcak bir ilişki yaşamışsak, görev icabı değil severek ilgilenilmişsek ; kendimizi güvende ve rahat hissedererek büyürüz. Buna “güvenli/B tipi bağlanma” denir. Yetişkinlikte kendilerine ve diğer insanlara karşı olumlu hisler beslerler, yakın ilişkiler kurabilir ve devam ettirebilirler. Duygu ve düşüncelerini başkalarına açmaktan, ihtiyaçlarını ifade etmekten çekinmez,
 
  1. Ebeveynimizle stresli, güvenilmez bir ilişki yaşamışsak, sert ve ilgisiz bir şekilde davranılmışsa; kendimizi tedirgin, stresli ve kaygılı hissederek büyürüz. Buna “kaygılı/C tipi bağlanma” denir. Yetişkinlikte de stresli, kararsız ve kaygılı hissederler. Kendisine güvenmez, değersiz görür, başkalarına güvenmeye korksa da güvenmeyi seçerler çünkü diğerlerinin daha üstün olduğuna inanırlar. Saplantılı şekilde birilerine bağlandıkları görülür.
 
  1. Ebeveynimizle bağ kuramadıysak, varlığı ve yokluğu anlam iade etmemişse, yakın ilişki kuramamışsak; kendimizi mesafeli, soğuk, sevgisiz ve sert hissederek büyürüz.      Buna “kaçıngan/A tipi bağlanma ” denir. Yetişkinlikte de soğuk, güvensiz, sert ve mesafeli hissederler, özgürlüğün ve bağlanmamanın üzerinde çok dururlar. 2 farklı yetişkin kaçıngan bağlanma türü vardır. Şöyle ki her ikisi de bebek-çocuklukta kaçıngan bağlanma türü yaşamıştır, fakat yetişkin olduklarında 2 farklı yöntem geliştirirler;

İlk grup kendini olumlu başkalarını olumsuz görür, yakın ilişki istemezler, başkalarına bağlanmaz ve kendilerine de bağlanırsın istemezler, buna “kayıtsız kaçıngan bağlanma şekli” adı verilir.
İkinci grup kendini de başkalarını da olumsuz görür, kendileri dahil kimseye güvenmezler. Aslında bu kişiler bebek-çocuklukta ebeveynlerine(bakım veren) aşırı derecede bağlı yani bağımlıdırlar, fakat bakım veren birey, sürekli olarak aynı sevgi, ilgi ve şefkati sunmaz, ihtiyaç duyulan güven ortamı sürekli değişir, bazen ilgili bazen ilgisiz, bazen sert bazen yumuşak bir ebeveyn vardır. Buna “korkulu kaçıngan bağlanma şekli” adı verilir.


BAĞLANMA ŞEKLİNİZ HANGİSİ?
Bu bağlanma tiplerinden hangisine uygun olduğunuzu düşünüyorsanız, bir de şimdiki ilişkilerinize gözatın. Şu anda diğer insanlarla ve kendinizle ilişkiniz nasıl; güvenli, sıcak, güvenilmez, sert, uzak, stresli, sevgi dolu, öfkeli, saygılı, değer veren/vermeyen… Hangisi?
Çocuklukta hangi duyguları yüksek oranda hissetmişsek içimizde köklenirler ve yetişkin olup durumu idrak edene kadar devam ederler; buna “benlik modeli” adı verilir. Fark ettiğimizde bunu zamanla değiştirebilir ve kendimize ebeveynlik ederek güvenli hale dönüştürebiliriz.


EBEVEYNLE İLİŞKİMİZİN DİNİ İNANCIMIZA ETKİSİ

Bebek-çocuklukta yapılanan bağlanma türünü yetişkinlikte de devam ettiririz dedik. Peki kendimizle, diğer insanlarla ilişkimiz bundan etkileniyorsa Allah ile olan ilişkimiz de etkilenir mi? Yani küçükken bize bakım veren kişi ile güvensiz bağlanma yaşamışsak, bugün de dine karşı uzak, soğuk ve mesafeli olabilir miyiz?
Araştırmalara göre maalesef evet! İdrak edip değiştirmezsek, ömrümüzün ilk yılları tüm hayatımızı olumsuz şekillendirebilir ne yazık ki…

Kirkpatrick, Hazan ve Shaver adlı üç araştırmacı, bağlanma teorisinin dini inancı etkileyip etkilemediğine odaklanmışlar; sonuçta bebek-çocukluktaki hislerimizin Tanrı’ya inanma-güvenme, inanmama-güvenmeme, bağ kuma-kurmama şeklinde etkileri olduğu tespit edilmiştir. Bu ne anlama gelir? Özet olarak ilk yıllarımızda nasıl bir bakım almışsak, bakım verenimiz nasıl biriyse kafamızdaki Allah/Tanrı da tıpkı ona benzer; öfkeli, huzurlu, hoşgörülü ve affedici, sevgi dolu, sert, uzak, sinirli ve cezalandırıcı, ilgisiz ve umursamaz…

Şimdi tekrar düşünün; Kafanızdaki ilahınız nasıl özelliklere sahip ve bebek-çocukluğunuzdaki ebeveyniniz (bakım veren) nasıl biriydi? Onunla ve inandığınız Yaratıcı birbirine benziyor mu?

           


BAĞLANMA ŞEKLİMİZİ YENİDEN YAPILANDIRMAK
Bebek-çocuk ve bakım vereni(ebeveyni) arasında oluşan bu bağlanma şekli, bilinçli olarak değiştirilmezse ömür boyu sürüp gider. Kişi sebebini anlamadan, ama doğru yaptığına emin olarak kendisi ve diğer insanlarla olumlu/olumsuz, güvenerek/güvenmeyerek, sıcak/soğuk, yakın/uzak, sevgi/nefretle, bağ kurarak/kurmayarak yaşar gider. Sorgulamaz ve durumu olumluya dönüştürmek istemezse kimse bir şey yapamaz maalesef.

Tasavvufta “ölmeden ölmek” olarak adlandırılan tam da budur aslında; emin olduğumuz, geçmişten gelen, yanlış inanışlarımızı, bize sürekli bu yanlış his ve davranışları fısıldayan içimizdeki alt benliği yok etmemiz gerekir. Geçmişte öğrenilmiş o hisler artık zamanını doldurmuştur ve bugün artık daha sağlıklı ve özgür bir benlik inşa etmemizin vaktidir! Buna kalpten inanarak ve gerekirse terapi desteği alarak ölmeden önce ölmeyi, yeni benliğimizi doğurmayı, kendimize ebeveynlik yaparak sevgiyle yetiştirmeyi başarabiliriz! Aksi halde maalesef bir ömür yanlış his ve davranışlarla heba olup gider…

İlk olarak kendimizle, sonra yakın ilişkide olduklarımızda, Yaratıcı algımız ile ve sonra diğer insanlarla olan ilişkimizi tek tek ele alarak en baştan, küçüklükten gelen yanlış ön yargıları silerek inşa etmemiz gerekiyor.

Geçmişten gelen bağlanma yöntemini yeniden yapılandıran bir kişi, bu süreçte başka birçok yanlış inanışla ve psikolojik sorunuyla karşılaşabilir, bu gayet normaldir. Kendisini çocukluktan beri değersiz, kaygılı, istenmeyen vb olumsuz şekillerde hisseden biri, kökeni bu duygulara giden başka sorunlar da yaşamaya başlamıştır. Örneğin kurban/kurtarıcı gibi hissetme, eşine-arkadaşına bağımlı olma, işkolik, takıntı sahibi, madde bağımlısı, mazoşistlik, saldırganlık dürtüsü gibi pek çok davranışın kökleri, çocukluktan gelen bu değersizlik ve güvensizlik hislerine dayanmaktadır.  



mersin psikolog, icel psikoloji, psikolog mersin
 

Benzer Yazılar
Özgüven Testi Nasıl Yapılır

Özgüven Testi Nasıl Yapılır Öz güven kişinin kendi becerilerine..

Evlilik Öncesi MMPİ Testi

Evlenmeden önce, özellikle de uzun vadeli bir ilişkiyi evliliğe dönüşt..

Depresyonun Psikoterapisin'de Dört Model

Biyolojik Modele Göre Depresyon Depresyonun genetik olduğunu göster..

Yorumlar
disqus code
İletişime Geç